8.10.2021

ESKİMEYEN DİZİ: FRIENDS

Dizi, 1994 yılında başlayan ve 2004 yılına kadar süren bir serüven... Sitcom türündeki bu dizi, abartıdan uzak, gündelik hayatı ve bol bol arkadaşlığı ele alarak ilerliyor. Yayınlandığından bu yana, pek çok zaman geçmiş olsa da hala güncelliğini korumaya ve en çok izlenenler listesinde olmaya devam ediyor. 

Dizide altı arkadaş; evlerinde, kafelerinde, iş yerlerinde gündelik hayatlarına devam ediyorlar. Birbirine bağlı olan bu arkadaşlıkları, bizleri izlerken imrendiriyor da....

Dizide dikkat çeken unsurlardan bir tanesi de dizide herkesin rolünün aynı düzeyde olması. Kimse başrol değil, kimse diğerinden daha ön planda değil. Hepsinin hayatlarından parçalar sunuyor dizi. Birbirinden farklı karakterlerin, bir o kadar da birbirlerine uyum sağlamaları çok hoş. Bir yerden sonra aslında biraz da tesadüflere dayalı bu arkadaşlıkların, nasıl da aileye dönüştüğü gösteriliyor bizlere. Birbirinden farklı olan her karakterin birer baskın özelliği kalıyor akıllarda: Monica'nın temizlik tutkusu, Rachel'ın ailesinden dolayı hayata karşı olan tecrübesizliği, Joey'in oyunculuk tutkusu ve umursamazlığı, Chandler'ın yaşadığı sorunlardan dolayı her şeyi şakaya vuruşu, Pheobe'nin tepkileri, Ross'un naifliği ve talihsizlikleri... Hepsi diziye ayrı bir renk katan bu karakterler, birbirileriyle uyumlu olmayı ve arkadaştan öte aile olmayı başarmışlardır.

Bana üniversitede şehir dışında ailemden uzakken arkadaşlarımın ailem oluşunu hatırlatıyor. Özellikle yurtta kaldığım yıl, kimin ne sorunu olursa koştuğumuz, sorunları bir konsey şeklinde oturup tartıştığımız minicik yurt odalarını, çay kahve eşliğinde bahçede yapılan dertleşmeleri... Dizide kendinizden parçalar bulmak mümkün, birbirinden farklı altı karakterden birini kendinizle özdeşleştirmeniz mümkün. Birbirimize tıpatıp benzeyen insanlar yerine bizden farklı olan kişilerle de elbette arkadaşlıklar kurabiliriz ve inanın bu hayatımızı daha yaşanabilir kılabilir. Birbirinden farklı karakterler, birbirinden ayrı bakış açıları, paylaştıkça azalan ve her daim yanınızda olan dostlar... Gerçekten hepimizin  sahip olmak isteyeceği bir hayal...Birbirine benzemek bir tesadüfken birbirinden farklı olan kişilerin, birbirinden çokça şey öğrenmesi ve hayata karşı birlikte mücadeleleri çok özel.

2004'te bitmesine rağmen günümüzde hala izlenmekte ve arkadaşlarınızın hatırlaması için bir replik söylemeniz yeterlidir. Diziden sahneleri örnek verdiğinizde hemen zihinlerde canlanıverir ve sizi o büyülü 10 sezonluk serüvenin içine alıverir... Bir bakmışsınız yeniden izlemeye koyulmuşsunuz... Açıkçası ben de diziyi çok sonra izleyenlerdenim ve hiç bitmesin isteyenlerden. Dizinin 10 sezon olması gözünüzü korkutmasın çünkü keyifli olan bu serüven, bir çırpıda bitiveriyor. Bir bakmışsınız sizi kendine bağlamış ve hiç bitmesin istiyorsunuz.

Fiziksel maddi ve manevi açıdan farklı olan bu insanların, hiçbir zaman ego yapmadıklarını ve birbirlerinden üstün olmadıklarını görürsünüz, böyle bir çabaları da yoktur. Friends, her sorunu anlayışla, güzelce usul usul işler. Her konunun şakası yapılabilir, her konunun, eksik olanın konuşulmasıyla, bu diziye asıl hakim olan şey anlayışla konuşularak her şeyin halledilebilmesidir. İletişimin önemi bir kez daha bu dizi sayesinde gözler önüne serilir. 

Size dayatılanlar dışında benimsediğiniz ve sevdiğiniz insanların olduğu bir hayat kurmak mümkündür. Her başınız sıkıştığında yanı başınızda size destek olan insanlar hep vardır ve onlarla paylaşmak sizi güçlendirir. Dizide en çok ilgimi çeken yerlerden birisi de birbirlerinin evine çat kapı giden, yedek anahtarları olan, eşyaları bile ortak kullanacak kadar yakın olan bu arkadaşlıkların aileye dönüşmüş olması...

İşin gücün, gündelik hayatın tüm sorunlarını dostlarıyla birlikte paylaşarak atlatabilmeli insan. Friends'te paylaşılan hüzünlerin, dertlerin yanı sıra paylaştıkça büyüyen sevinç ve mutluklara da tanık oluyoruz. Aşkın bile arkadaşlık üzerine kurulu olduğunu görüyoruz çünkü biraz da böyle değil midir sizi anlayan, seven, hayatı paylaştıkça keyifli hale getiren birileri olsun isteriz hayatımızda... 

Her dönem Friends'e başlanabilir. O yüzden aslında zamanı büken bu diziye geç kalmak, geç başlamak gibi bir şey söz konusu değildir. Zaten tanıştıktan sonra kopamaz ve tekrar tekrar diziye ve anılarınıza dönersiniz çünkü aslında siz de Monica'nın evindeki o masaya yedinci kişi olarak katılmışsınızdır artık. Yıllar sonra çekilen bir bölümün bile bizi böylesine heyecanlandırması, eskimeyen bir arkadaş grubuyla yıllar sonra aynı masaya oturup dertleşmek gibi bir şey...

Gördüğünüz gibi bazı hikayeler hiç bitmiyor, sonsuza kadar dönüp duruyor kafamızda...

Bu dizi izlenmeye devam ettikçe, kendimizden parçalar bulmaya devam edeceğiz. Monica'nın titizliği, güzel yemeklerini, Chandler'ın her koşulda yapabildiği esprilerini, Phoebe'nin tepkilerini, Rachel'ın hayata sımsıkı tutunuşunu ve elden bırakmadığı prensesliğini ve Joey'in enerjisini, yanlış anlamalarını... Hepsini çok özleyeceğiz ama bu hiç bitmeyen hikayede masada hep yerimiz olacak...



Not: Janice unutulacak bir karakter asla değil.. O yüzden OH MY GOD diyorum. Hepimizin kafasında onun sesiyle yankılansınn.

3.08.2021

KADIN OLMAK: BEN DE VARIM


 Öncelikle feminizm erkek düşmanlığı demek değildir. Korkmayın hiçbirimiz düşman değiliz. Hiçbirimiz cadı da değiliz...

Evet, Ortaçağ'da gücünden korktuğunuz için 'cadı' olarak adlandırıp yaktığınız kadınlarız biz... Cadı avlarına çıktığınız, şeytanla iş birliği yapmakla suçladığınız kadınlarız... Çağlar boyunca doğaüstü güçlere sahip olduğumuzu sandığınız kadınlarız...

Yalan değil, doğaüstü güçlerimiz yok değil. Ama sandığınız gibi büyüler yapmıyoruz, cadı da değiliz, kendi ayakları üstünde durabilen güçlü kadınlarız. Gücümüzü kendimizden ve beraber yürüdüğümüz hemcinslerimizden alıyoruz. Bizi destekleyenlerden alıyoruz. Aslına bakarsanız, güçlü olmak zorunda da değiliz. 

Kadın kadının düşmanı değil, kadın kadının kurdu da değil. Kabul etmiyoruz. 

KADIN KADININ YURDU.

Feminizme geri dönecek olursak, feminizm nedir diye arama motoruna yazdığınızda çıkan sonuç şöyle: XVIII. yüzyılda Fransa'da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılan ve savunulan, daha sonraki yüzyıllarda her toplumda yandaş bulan, kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akım.

Burada dikkat edilmesi gereken ifade: "...toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması" Çünkü doğduğumuz andan bu yana biz haklarımızı savunmaya çalışıyoruz. Eril egemenliğin yazdığı tarihte sürekli kendimize yer bulmaya çalışıp, haklarımızı kazanmaya çalışmak zorunda bırakıldık. Seçilmedik bari seçme hakkımız olsun dedik. Haklarımızı erkeklerle eşit düzeye getirmeye çalıştık, çalışıyoruz. Hiçbir erkek kendi hakkını savunmak zorunda kalmadı kendi tarihlerini yazarken. Bir kadınla eşit düzeyde haklara sahip olmak için çabalamadı. 

Bizler ise önce insan olduğumuzu, bir birey olduğumuzu kabul ettirmeye çalıştık hep. Sonra da bir kadın olduğumuzu. Daha sonra o işi, bir kadın olarak yapabileceğimizi kanıtlamak zorunda kaldık.

Doğduk, sevilmedik erkek olmadığımız için, bir Y kromozomumuz yok diye. Diri diri gömüldük toprağa. Büyüdük, dövüldük hep sözlerle. Kızlar gülmez, kızlar kahkaha atmaz, kızlar kahve içmez... Bu liste böyle uzayıp gitti hep. Kızların hep bir şeyleri yapamayacağı fısıldandı kulaklarımıza. En çok bizi koruyup kollamak isterken koydular belki de bu engelleri önümüze...

Büyüdük kadın olduk, başka kimseye ihtiyacımızın olmadığını öğrendik, kendi ayaklarımız üzerinde durabilmeyi, dokunduğumuz her şeyi güzelleştirmeyi öğrendik.

Düşüncelerimiz zincire vurulmak istendi, fikirlerimizden asıldık. 21.yüzyıla geldik.

21.yüzyılda alenen bizi yakmıyorsunuz, öldürmüyorsunuz diyemeyeceğim, keşke diyebilsem... Yakıp yıkıyorsunuz, öldürüyorsunuz hala... Kurduğumuz düşleri yarım bırakıyorsunuz. Hayallerimizi yıkıyorsunuz. İdealize ettiğiniz algılara göre davranmamızı istiyorsunuz. Evde hanım hanımcık oturan, yemek yapan, çocuk bakan, evlilik için hazırlık yapan idealize kadından kurtulup artık olağanüstü bir vücuda sahip olan, kılsız, tüysüz, her zaman makyajlı ve bakımlı olan kadınlara evrilmeliyiz gözünüzde. Yarın ise başka bir şeye... Dur durak yok, haddiniz sınırınız yok. 

 Hiç erkek doktor duydunuz mu siz? Ya da erkek pilot, erkek şoför? Ölürken bile kategorilerimiz farklı; maktul var, bir de biz varız; maktule.

Fakat unuttuğunuz bir şey var, kadın olarak dayatılan hiçbir mükemmellik standardına uymak zorunda değiliz, mükemmel olmak zorunda değiliz. Kadın olarak böyle bir zorunluluğumuz yok. Toplumda kendimizi kabul ettirmek gibi bir çabamız yok. Kendimizi kabul ettirmek için hiç olmadığımız biri gibi davranmamıza gerek yok. Onaylanma ya da sevilmek için, saygı görmek için, adalet ve fırsat eşitliğine sahip olmak için hatta yaşama hakkı gibi en temel hakkımızı elde etmek için herhangi bir şey yapmamıza gerek yok.



Lilith çok haklı. Hani Adem'in ilk karısı ademoğlunun da ilk cadısı olan.. Tarih hep Ademleri, Ademlerin kahramanlıklarını yazdı, peki biz ne yaptık koskoca tarih boyunca? Hep mi hemcinslerimize sardık? Hep Ademler mi güzelleştirdi bu dünyayı? Peki ya biz?

Bir filmde geçiyor: Adem, Ademler, diyor. Aşık olmak yetmez onlar için. Kendini ispatlayacak ya, kadın lazım. Uğruna ölürüm diye kandırabileceği bir kadın. Sonra, çok sevdim öldürdüm, beni sevmiyordu öldürdüm, başkasını sevdi öldürdüm...

İnanın öldürülmediğimizde kadınlar günümüz kutlu olacak. 

Belki burada yazdıklarım bazılarınızın kalbini kırabilir. Fakat inanın kalbinizin kırılması, birilerinin sizi takip etmesinden, taciz etmesinden, vücudunuzun objeleştirilmesinden ve hatta bir gün öldürülmenizden daha iyidir.

Mücadele ettiğimiz kadar varız, var olduğumuz sürece de mücadele edeceğiz.

Hayatı seviyoruz. Artık ölmeyelim. Bırakın yaşayalım.

Özgecan için Pınar için Emine için... Hayalleri yarım kalan her kadın için, biz her gün yaşayacağız ve birbirimizi yaşatmak için savaşacağız.





Not: Bu yazıyı yazarken mükemmel değildim, bu yazı da mükemmel değil. Unutmayalım ki bizim mükemmel olan kadınlara değil, kendi mücadelesini veren milyonlarca kadına ihtiyacımız var...

2.24.2021

LUPIN

 

Louvre Müzesi


Bir solukta izleyebileceğiniz mini bir dizi, üstelik sürükleyici de...

 Dizinin bir kısmı Louvre Müzesi'nde geçiyor. Bir arkadaşımın online seminerde anlattığı bu müze bende merak uyandırmıştı. Seminerden sonra karşıma dizinin fragmanı çıktı,  müzeyi fragmanda görmek beni çok heyecanlandırdı. Hemen izlemeye başladım ve 1-2 günde bitirdim. 


Başrolde Omar Sy'in olduğu dizi, Fransız roman karakteri Arsene Lupin'in maceralarından esinlenerek oluşturulmuş. Dizideki karakter Assen Diop'da onun maceralarını hayata geçirerek bizi sürükleyici bir maceraya ortak ediyor. Dizide aksiyon hız kesmeden devam ediyor.7.8 IMDb alan dizi, 5 bölümden oluşuyor ve bölümler yaklaşık bir saat sürüyor.

 İlk sezon bittikten sonra ikinci sezonu benim gibi sabırsızlıkla bekleyenlere müjde!! Dizinin ikinci sezonunun bu yaz gelebileceği duyuruldu. Heyecanla beklemedeyim.

Dizide Assane Diop'un babası, yıllar önce bir haksızlığa uğruyor ve hapse düşüyor. Assane ise babasının suçsuzluğunu kanıtlamak ve intikam almak için uğraşıyor. Bu hikayenin üzerine kurulu olan diziyi izlerken Assane ile sürükleyici bir maceraya çıkıyorsunuz.



Fransız roman karakteri olan Arsen Lüpen, Maurice Leblanc tarafından ele alınan 7 kitaplık bir seri. Yazar, Arsen Lüpen karakterini oluştururken Fransız bir anarşist olan akılı hırsız Marius Jacob'dan etkilenmiştir.



 Kibar Hırsız Arsen Lüpen, kıvrak zekası, esprili yapısı ile hiç kimseye fark ettirmeden her şeyi halleder. Kılık değiştirip birçok role girer, takma isimler kullanır. Onun silahı zekasıdır. 

Arsen Lüpen'in sürükleyici maceralarından esinlenilen  bu diziyi izlemekle birlikte Arsen Lüpen'in kitaplarını da okumanızı tavsiye ediyorum. 

Assane Diop ve Arsen Lüpen ile sürükleyici maceralara...

İyi seyirler...


Dip Not: Arkadaki eserin adı Cana'da Düğün. Seminerde edindiğim bilgilere göre Mona Lisa ile karşı karşıyalar. Mona Lisa bu eserden kat kat küçük olmasına rağmen büyük ilgi görüyormuş, bu resim ise duvarı kaplayan devasa büyüklükte bir eser... Bir gün gidip büyülü büyülü bakabilmek dileğiyle...)


2.19.2021

KORONA GÜNLERİNDE AŞK

Mümkün dünyalar içerisinde en mümkün olmayan şey aşk... Eski bir plak çalıyor kafamda... Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar, hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar diyor Cem Karaca.
 Aşk imkansız olanı istemek mi hep? Çok istememiz ama asla olmaması mı demek? Hani kavuşamazsan aşk olur derler ya sahiden kavuşamamak mı? Yoksa tüm bunlar birer masal mı? 
21.yüzyıl diyorum size, en güzel duyguları en sahte halde yaşatan değil mi bize? İnsanı insana kırdıran bu yüzyıl; güzeli çirkine, çirkini güzele benzetmedi mi? Hangimiz görebiliyoruz artık karanlığın ardındaki aydınlığı ya da aydınlığın içindeki karanlığı?
Bu yüzyılda mı türedi bu maskeler yoksa hep mi vardı insanların maskeleri?
Kafamda binlerce soru, içimde hiç büyümeyen bir çocuk...Galiba ben ve o çocuk hiç büyümeyeceğiz arkadaşlar... 
Bazı müzikler çalacak ve biz hep dans edeceğiz, deli sanılacağız müziği duyamayanlar tarafından... 
Nietzsche bu yüzyılda yaşasa belki gurur duyardı benimle. Belki hiç dinmeyen şarkılarda, deli sanılmak pahasına dans ederdik birlikte... 
Kalbimin şarkılarını duyanlarla olacağım hep, gittiğim her yerde çiçekler açacağım. O şarkılarda dans edeceğiz hep, o çiçekleri birlikte sulayacağız. Nice bahçeler büyüteceğiz birlikte...
Her şey mükemmel olmayacak elbette, ne zaman oldu ki zaten? Ama hep birlikte olacağız...


   

2.18.2021

HI WORLD!

 Merhaba,

Kimsenin bir şey yapmaya hevesinin kalmadığı şu dönemlerde, yeni bir hevesle bir şeylere adım atmak hem çok zor hem çok kolay... Ben de bu dönemde yeni bir uğraşla buradayım. 
Okuduğum kitaplarla, biraz felsefe biraz psikoloji ile her şeyden bir parça alarak burada var olmaya çalışacağım... Okuduğum kitapları, gittiğim gezdiğim yerleri, izlediğim film ve dizileri hatta belki de hissettiklerimi sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum😍
                                                                 Keyifli okumalar...






ESKİMEYEN DİZİ: FRIENDS

Dizi, 1994 yılında başlayan ve 2004 yılına kadar süren bir serüven... Sitcom türündeki bu dizi, abartıdan uzak, gündelik hayatı ve bol bol a...